Gündem

Erdoğan’ın Kürtlere söyleyeceği bir şey var mı?

By  | 

HDP Kars Milletvekili ve Sözcüsü Ayhan Bilgen, partisinin MYK toplantısı devam ederken toplantının gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın ülkücü selamını anımsatan Bilgen, “Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı Diyarbakır’a gidecek. Merak ediyoruz; acaba Mersin’de yaptığı kurt işareti dışında Kürtlere söyleyeceği bir şey var mı? Kürtler geçmişte Kerkük konusunda olduğu gibi bugün de Afrin konusunda Erdoğan’ın söylemini onaylıyorlar mı? Kürtlerin, Türklerin, Arapların bütün halkların barış içinde yaşama iradesine karşı sergilenen bu tahammülsüzlük onlar için bir anlam ifade etmiyor mu? Bu güvenlik sendromu ile Türkiye’nin güvenliği de sabote edilmektedir. Bu tablo hem iç siyaseti hem de Ortadoğu’nun geleceğini ilgilendirmektedir”dedi.

Basın toplantısı düzenleyen Bilgen’in açıklamaları şu şekilde:

14 MART TIP BAYRAMI

Öncelikle 14 Mart dolayısıyla bir konunun altını çizmemiz gerekiyor. Çok yakın bir tarihte TTB’ye bir operasyon yapıldı, bina basıldı, yöneticiler gözaltına alındı ve yargılamaları devam ediyor. Bugün de 14 Mart dolayısıyla basın açıklaması yapmak istediklerinde sert bir müdahale ile karşılaştılar. Köpeklerin de üzerlerine salındığı bir tabloya tanık olduk. 14 Mart’ın bu şekilde geçiyor olması, bu resimle anılacak olması anlamlı. Çünkü doktorlarla, TTB ile ilgili başlatılan yargılama süreci de barış talebi ile savaşın bütün toplumu tehdit eden niteliği ile doğrudan ilişkili.

‘BM BÜYÜK İNSANİ DRAMLAR YAŞANMADAN TAVRINI ORTAYA KOYMALI’

Suriye’de dahil olmak üzere Ortadoğu’nun sorunlarının Ortadoğulular tarafından çözülmesi bizim açımızdan ilkesel bir tutumdur. Suriye’de yaşayan halkların nasıl yaşayacaklarına, nasıl bir yönetim modeli tercih edeceklerine, nasıl bir anayasa ile yönetilmeyi ortaya koyacaklarına karar vermek Suriye halklarının tercihi olmalıdır.

Bugüne kadar Ortadoğu’da kan ve gözyaşının en önemli sebeplerinden biri askeri güç kullanarak Ortadoğu’yu dizayn etme arayışıdır. Bu tutum uluslararası hukuk açısından da kabul edilemez. BM’nin büyük insanı dramlar yaşanmadan tavrını ortaya koyması, kararının arkasında durması, Srebrenitsa da geçmişte yaşanan gibi vahim bir tablo ortaya çıkmadan irade sergilemesi gerektiğini düşünüyoruz.

NATO’YA TEPKİ

Ama Türkiye, BM kararlarına uymak yerine pazarlık yaparak süreci silah gücüyle şekillendirme arayışında. Bunu da mülteci pazarlığı, uçak alımı gibi Avrupa ülkelerini susturmaya yönelik yöntemlerle denemektedir. Bütün bunları denerken de NATO’yu göreve çağırması manidar. BM kararlarına uymayan bir ülkenin sanki kendisine yönelik tehdit varmış gibi NATO’yu göreve çağırmasının mantıklı bir açıklaması yoktur. NATO’nun geçmişte Ortadoğu’da hangi süreçlere nasıl müdahale ettiği de nasıl sonuçlar doğurduğu da hafızalarda net bir yerde.

Başbakan dün açıklamalarında İran’da düşen uçağa gönderme yaparak insan ölümüne sevinmeyi eleştirdi. Yerinde bir değerlendirmeydi, ilginç örnekler de verdi. Hz. Peygamberin kuşu ölmüş bir çocuğa taziyeye gittiğini, çocuğun acısını paylaştığını, hayvanların ölümüne bile saygı duyduğunu ifade etti. Ama bu ülkede ölümü yücelten, kutsayan, daha çok insanın ölmesini siyasi hedef olarak gören siyasal söylemi her gün dinliyoruz.

‘ERDOĞAN’IN KÜRTLERE KURT İŞARETİNDEN BAŞKA SÖYLEYECEĞİ BİR ŞEY VAR MI?‘

Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı Diyarbakır’a gidecek. Merak ediyoruz; acaba Mersin’de yaptığı kurt işareti dışında Kürtlere söyleyeceği bir şey var mı? Kürtler geçmişte Kerkük konusunda olduğu gibi bugün de Afrin konusunda Erdoğan’ın söylemini onaylıyorlar mı? Kürtlerin, Türklerin, Arapların bütün halkların barış içinde yaşama iradesine karşı sergilenen bu tahammülsüzlük onlar için bir anlam ifade etmiyor mu? Coğrafya bir kaderse 900 km’ye yakın bu sınırda Kürtlerle birlikte yaşamanın ve kendi geleceklerini kurma haklarını saygıyla karşılayarak ancak bölgesel barış tesis edilebilir.

‘GÜVENLİK SENDROMU İLE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ DE SABOTE EDİLMEKTEDİR’

Bu güvenlik sendromu ile Türkiye’nin güvenliği de sabote edilmektedir. Bu tablo hem iç siyaseti hem de Ortadoğu’nun geleceğini ilgilendirmektedir.

Tarihte baskıcı, otoriter rejimler savaştan medet ummuşlar ve dışarıya yönelik savaş siyasetinin içeriyi dizayn etme eğiliminden vazgeçmemişlerdir. Hitler Almanyası’ndan Arjantin diktatörlüğüne kadar çok sayıda örneği var. Türkiye’de gerçekten barıştan, demokrasiden yana olan herkesin tutarlı bir duyarlılık sergilemesi gerekiyor. Bu konunun sadece Kürtlerin, sadece HDP’nin sorunu değil, ekmeğinden ayrılan payın silaha aktarıldığının, her gün yeni bir cenaze gelmesinden korkmasının herkesin sorunu olduğunun altını çizmek istiyoruz.

Bugünler Kürt tarihi açısında anlamlı günler. Qamışlo, Halepçe katliamlarının yıl dönümü. Sadece Kürtlerin değil bütün Ortadoğu hafızasında derin yaralar açılmaması için herkes üzerine düşeni yerine getirmelidir. Bu politikadan bir an önce vazgeçilmesini istiyoruz. Bu politikadan medet uman anlayışın Türkiye’ye ödettiği bedelin bitmesini istiyoruz.

HÜDA-PAR İLE İTTİFAK

Soru: İttifaklar konusu konuşuldu mu ve Kadri Yıldırım’ın “HDP ve HÜDA-PAR birbirinin kapısını çalmalı” açıklamasını nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye’nin bir seçim ve seçim güvenliği gündemi var. Kendisini programına yakın hisseden siyasi hareketlerin bir araya gelmesi çok doğal. Ama Meclis’te geçen hafta bir milletvekilimiz, Mahmut Toğrul, Afrin’le ilgili sözleri dolayısıyla saldırıya uğradı, kolu kırıldı.

Başka bir milletvekilimizin, Hüda Kaya’nın Afrin’le ilgili konuşması sırasında süresi dolmadan Meclis Başkanvekili tarafından mikrofonu kapatıldı. Dolayısıyla seçim tartışmasını yaparken aslında nasıl bir ortamda yaşadığımızın da farkında olmalıyız. Seçim demokrasilerde önemli bir fırsattır, iktidarları değiştirmek, düzeltmek, eleştirmek açısından ciddi bir fırsattır. Ama Türkiye savaş ve OHAL koşulları dolayısıyla seçimlerden başka bir tartışmayı yapmak zorunda.

Biz bu tartışmayı yaparak seçimde de bir umut, bir alternatif yaratmanın arayışı içinde olacağız. Herkesle konuşabiliriz, herkesle Türkiye’nin bu kaostan çıkmasının yolunu araması konusunda değerlendirme yapabiliriz. Ama şu anda bulunduğumuz aşamada seçime dair somut bir planlama içinde değiliz. Sadece seçim güvenliği ile ilgili çalışmalar hakkında sunumlar yapılacak. Seçim stratejimizle ilgili tartışma yeni başlayacak. İlkesel duruşumuz tabi ki net. Bir alt komisyon çalışmalara başladı. O strateji netleştikten sonra kimlerle görüşmek gerekli, faydalı olacaksa bunu sergileyeceğiz.

loading...